Bir Nepal Hikayesi

Bir Nepal Hikayesi

Nepal ; Benim için ismi bile yazılınca başlı başına bir hayal. Düşünsenize dünyanın en yüksek dağı Everest (8848m) burada ve yine bir çok zirve Himalayalar’da bu ülke sınırları içinde bulunuyor. Bir hayali gerçekleştirmek için ilk önce ona inanmak gerekiyor, sonra uygun zamanı beklemek ve onun için çabalamak. Bir havayolunda çalışıyor olmak ise bazı hayalleri daha kolay ve ulaşılabilir yapıyor. 2 yıl önce SunExpress‘de çalışmaya başlamam ile bir çok gezi hayali artık daha yere basar hale gelmişti. Derken THY’nin Nepal’in başkenti Kathmandu‘ya direkt uçuşları olduğunu görünce neden bu yıl, hatta bu ay sonunda gitmiyorum diye düşünmeye başladım. Kısa bir araştırma sonucu kapıda vize uygulaması olduğunu da öğrenince planlar hızlanmaya başladı. İlk planlarıma göre Pokhara’ya geçecek ve 6 gün sürecek bir doğa yürüyüşü rotasını yürüyecektim. Rehberli mi olsun yalnız mı derken yalnız yürümeye karar verdim. Tüm haritayı telefonuma offline olarak indirdim ve kalınacak yerleri ve önemli noktaları işaretledim. Ama gitmeme 1 hafta kala bu planımı değiştirecektim, sebebi ise iznim 8 gün olduğu için Nepal’de bu rota haricinde başka hiçbir yer gezemeyecek olmamdı.

Planlar Projeler

Daha sonra planı değiştirerek 3 gün Kathmandu 4 gün Pokhara olarak netleştirdim. Daha öncede bahsettiğim gibi SunExpress’de çalışıyor olmamın getirdiği avantajla uçuştan 1 gün önce gidiş dönüş biletimi toplam 580tl’ye aldım ve İstanbul’dan Nepal’in başkenti Kathmandu’ya 7,30 saat süren bir yolculuk ile sabah 7 civarı ulaştım. Benim gibi kapıda vize uygulamasından yararlanacak olan oldukça kalabalık bir grup ile 15 günlük vize ücreti olan 25 $`ı ödemek için sıraya girdim. Ödemeyi yaptıktan sonra alanda bulunan kiosklardan başvuru formu doldurdum ve çıktısını aldım. Bu işlemlerden sonra bu defa pasaport polisinin olduğu yerde tekrar sıraya girdik. Sıra bana geldiğinde kafasında yerel şapkası olan polis amca kaç gün kalacaksın diye sordu 8 dedim o da mührü bastı ve böylelikle ülkeye giriş yaptım.

Kathmandu Havalimanı

Thamel

Ülke ile ilgili birçok internet sitesinden çeşitli bilgiler edindiğim için taksi konusunda dikkatli olmak istiyordum, karşıma çıkan tüm taksi tekliflerini reddedince kendimi dışarıda buldum 😊 Asıl internette tavsiye edilen taksicileri çoktan geçmiştim bile o yüzden ilk soran amcayla pazarlık ederek 7 dolara otelimin bulunduğu Thamel‘e gitmek üzere anlaştık. Taksi tamda dikkatli olunması gerektiği söylenen taksilerdene benziyordu. Bunun verdiği ürkeklikle yolculuğumuz başladı amcayla yolda biraz sohbet edince hemen içim ısındı ve güzel bir sohbet başladı. Taksilerin neredeyse hepsi suziki alto veya benzeri küçük araçlar, kafanız neredeyse tavana değiyor. Bu şekilde yaklaşık 15,20 dakika gittikten sonra taksici amcamız beni gecelik 10$’a rezervasyonumu yaptığım otelin bulunduğu Thamel’in yakınında biryere taksilerin içeri giremediğini belirterek bıraktı. Telefonumdan haritamı açarak baktığımda otelime 700m kadar uzaklıktaydım.

Otele giden, memleketin en meşhur ve turistik yerlerinden biri Thamel

Bu arada Thamel otellerin ve bir çok dükkanın ve çarşının olduğu bölgenin adı. Yağmur çiselediği için çamurlu ve dar sokaklarda ilerleyerek oteli buldum. Otele geldiğimde saat 10 civarındaydı ve duş alıp hemen uyudum. 2,3 saat kestirdikten sonra saat 1 gibi uyanıp şehri dolaşmaya çıktım. Karnım acıktığı için yemek yiyebileceğim bir yer arıyordum. Hepsi küçük ve tam olarak ne pişirdiklerini anlamadığım bir çok dükkandan sonra gözüme kestirdiğim bir yere girerek vejetaryen bir menü sipariş edip yedim. İlk deneyime göre hiç de fena değildi 🙂 karnımı doyurduğuma göre etrafı dolaşabilirdim. Öğleden sonrayı sokakları, pazar yerlerini gezerek geçirdikten sonra akşam yemeğimi yedikten sonra yerel grupların çıktığı bir mekan olan Purple Haze isimli rock bar’a gittim ve daha sonrasında mübtelası olacağım Gorkha isimli biramı yudumlayarak güzel müziğin tadını çıkardım. Yorgun olduğum için çok geç olmadan otelime giderek ertesi gün için enerji depolamak üzere uyudum.

Pazar yerinden renkli görüntüler
Purple Haze Rock Bar’ın yaratıcı tuvaletinden

Basantapur Durbar Meydanı

Daha önceden yaptığım plana göre bugün ki gezi noktam Basantapur Durbar meydanına doğru yürümeye başladım. Dar yollar sabah ki yağan yağmurla beraber tam bir balçık olmuştu, yavaştan kuruyan yerlerse toz. Bir çok outdoor ürünün kötü ve oldukça kaliteli çakma modelini bulabileceğiniz bir çok mağaza ve hediyelik eşya dükkanlarını geçince dar sokaklara sağlı sollu kurulmuş pazar yerine geldim. Rengarenk meyveler, çiçekler, adını bilmediğim birçok meyve ve sebze ve tam bir karmaşanın içinde şaşkın şaşkın yürümeye devam ettim.

Basantapur durbar meydanı

Kumari

Genişce bir meydan girişine geldiğimde görevliler beni durdurunca Basantapur meydanına geldiğimi anladım. Biletimi 10$ ödeyerek aldım ve meydana girdim. Burada bir çok tapınak ve tarihi bina 2013 yılındaki büyük depremden oldukça etkilenmiş bir çok bina büyük tahta kalaslarla desteklenerek ayakta duruyor. Bu tarihi yerleri elimdeki haritadan nereler olduğuna bakarak ilerliyorum. Şansım varsa bugün Nepal’in yaşayan tanrısı olarak kabul edilen çocuk tanrıçalarından olan Kumari‘yi de görebilirmişim. Çünkü onun da evi bu bölgede yer alıyor. Bugün pazar olduğu için meydan oldukça kalabalık.

Kumariyi beklerken son foto

Meydan’da yer alan bir çok tapınakda olduğu için bir çok Nepalli de sokakları doldurmuş. Özellikle kadınlar rengarenk Sari’lerini giymiş zaten fazlasıyla renkli olan sokaklara ayrı bir güzellik katıyo. Kalabalığa kendimi kaptırmış orası burası gezerken kendimi bir tapınağın içinde buldum. Tamamen tesadüf eseri girdiğim tapınakta Kumari’nin olduğunu ve birazdan bizi selamlamaya çıkacağını söyleyen genç bana rehberlik teklif ettiysede kibarca istemediğimi belirterek kabul etmedim. İnsanların Kumari’yi görmek için uzunca süreler beklediği bir ortamda benim tesadüf eseri girdiğim yerin Kumari’nin evi olması ve 5 dk sonra bizi selamlamaya çıkacağını düşününce oldukça şanslı olduğum söylenebilir 🙂

Yaklaşık 5 dk boyunca avluda bulunan tüm turistler 3 5 defa uyarılarak kesinlikle fotoğraf ve video çekmemeleri konusunda uyarıldıktan sonra sonunda Kumari bir vadandaşın kucağında pencerede görüldü. Yere basması yasak olduğu için bir vadandaşın kucağında bizi selamlayan Kumari’nin yaşı tahminen 7 8 yaşlarında idi. Yüz ifadesinden anladığım çok da mutlu gözükmüyordu. Bir süre sonra bize ayrılan süre dolduğu için yeniden çıktığı pencereden gözlerden kayboldu.  Kumari ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler şu linkten yada kutsal bilgi kaynağı google’dan araştırma yapabilirler. Öğlene doğru meydanın heryerini gezdikten sonra yemek yiyip biraz dinlenmek üzere tekrar otele döndüm.

Swayambunath Tapınağı (Maymunlu Tapınak)

Öğleden sonra yeterince dinlendikten sonra Swayambunath tapınağına gitmek için tekrar otelimden ayrıldım.  Swayambunath tapınağı kaldığım otele 3 km kadar uzaklıktaydı ve bu defa şehrin biraz daha az turistik yerlerini de görebilmek adına taksiye binmeden yola çıktım. Küçük, dar, tozlu ve onlarca küçük tapınakların olduğu sokaklar aştıktan sonra Bishnumati nehrinden karşıya geçerek Swayambunath’ın olduğu tepeye geldim. Bu arada Bishnumati nehri artık pislikten akmayacak seviyelerde olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Swayambunath’ın olduğu tepenin dibine geldiğimde oldukça dik merdivenlerden gidilen girişinin hemen önündeydim. Diğer tapınaklarda olduğu gibi burası içinde giriş parası vermem gerekiyordu ve fiyatın 7 $ olduğunu öğrenmiştim. Telefonumda kullandığım Maps.Me adlı uygulamada free entrance olarak işaretlenmiş yeri görünce bu girişi kullanmayak tepenin arka tarafına doğru yürüdüm 🙂 Fazladan 1 km yol yürümüştüm ama gerçektende ücret ödemeden de girilebilecek bir arka bahçe girişi bulmuştum.

Swayambunath Tapınağı

Yine uzunca bir merdiven çıkışı sonrası maymunların eşliğinde hooop tapığanın arka bahçesindeydim 🙂 Burası şehir merkezinden yaklaşık 300 400 m kadar yükseklikte bir tepe olduğu için tüm vadiyi ve şehri yukarıdan görebiliyorsunuz. Şansınıza havada açıksa oldukça güzel manzaralar yakalabilirsiniz. Yine tepenin diğer tarafında büyükçe bir Stupa yani bir tapınak bulunuyor. Tapınağın yüksek bir bölümünde diğer budist tapınaklarında da yer alan birer çift göz bulunuyor. Bu gözlerin Buda’nın gözleri olduğuna ve sürekli bizi izlediğine inanılıyor. Ben tapınağa vardığımda daha sonrada Macar olduklarını öğrendiğim bir hacı grubu tapınağı mani’leri döndürerek tavaf ediyorlardı.

Swayambunath

Yine tapınağın karşı tarafındaki merdivenlerden bir grup budist teyzemiz yüksek sesle Mantra’larını okuyarak iniyordu. Diğer tüm Budist tapınaklarında olduğu gibi rengarenk dua bayrakları tüm tapınağı boydan boya, ağaçlardan ağaçlara kaplıyordu. Bir köşeye oturup tüm olan biteni, insanları izledim uzun uzun ve içim müthiş bir huzur doldu. Öylece bir köşede oturmuş yalnız başıma burada olmam, tenhalığım beni ayrıca mutlu etmişti.

Tapınağın diğer tarafında bu kısımdan farklı birşeylerin yada inanışın olduğunu sezinlesemde tam olarak anlayamamıştım, tapınağın diğer kısmında bir Hindu tapınağı vardı. Aynı yerde iki farklı inanışa sahip insanlar birbirlerine müthiş bir saygı ile kendi inanışlarına ait dini rütüelleri gerçekleştiriyordu. Bir tarafta Mantra’lar okunurken, diğer tarfta ise Pandit’ler eşliğinde dualar eden bir başka grup müthiş bir saygı ve anlayış içinde yaşıyordu. İnsanların birbirlerine, inanışlarına, yaşayışlarına bu kadar saygı duyuyor olması süpersonik bir olgunluğun belirtisi bence ve insanlık için çok etkileyici şeyler. Tüm gözlemlediklerim beni çok farklı duygulara ve düşüncülere sevk etti. Buradan ayrılırken yine iyi ki buraya gelmişim diye düşünerek yaklaşık 400 basamaktan oluşan merdivenlerden inerek tekrar otelime doğru yürüdüm. Ertesi gün Hindu ve Budist‘ler için yine çok kutsal sayılan Pashupatinath tapınağına gidecektim.

Pashupatinath tapınağı

Pashupatinath Tapınağı

Ertesi gün  yine Thamel’in hemen çıkışında duran taksilere doğru yaklaşınca taksici neresi diye sordu. Pashupatinath’a gideceğimi ve ne kadar olduğunu sordum. 7 $deyince havalimanından o paraya geldiğimi 5 vereceğimi söyledim o da kabul etti. Yaklaşık 10, 15dk lık bir yolculuk sonrası beni tapınağın önünde indirdi. UNESCO Dünya mirasları arasında yer alan tapınak bölgede bulunan en önemli Hindu tapınaklarından biri olup, oldukça kutsal sayılmakta ve Hinduizm tanrısı Shiva‘nın tapınağı olarak kabul ediliyor. Tapınak Ganj nehrini besleyen Bagmati nehri üzerinde kurulmuş bu yüzden burada düzenlenen ölü yakma törenlerinde yakılan bedenin külleri nehre dökülüyor böylece kişinin cennete gidişinin kolaylaşağına inanılıyor . Ayrıca yine inanışa göre bu şekilde ölen kişinin tekrar dünyaya geleceğine inanılır.

Buradan içeriye bizim girişimize izin verilmiyor.

Kısa bir yürüyüşün ardından tapınağın giriş kısmına geliyorum burada beni durduran görevli giriş için bilet almam gerektiğini söylüyor. Gösterdikleri gişeden biletimi aldığımda bir vatandaş yanıma yaklaşıyor ve rehber olduğunu ve beni gezdirmek istediğini söylese de kabul etmiyorum. Kendi başıma kısa bir turdan sonra insanların çoğunun ayakkıbalrını çıkardığı bir yerden geçiyorum. Geçmeme izin verdikleri için devam ediyorum. Sonra çeşitli hindu müziklerinin çaldığı yerlerden geçip çok güzel bir kapıya geliyorum. Buradan sonra Hindu olmayanların girişine izin verilmeyen asıl tapınağın olduğu yere geliyorum. Bir süre girip çıkanları izliyorum. İçeri giren herkes ayakkabılarını bu kapıdan önce çıkarıyorlar ve herkesin tam alınlarının ortasında kırmızı boyalı bindi olarak bilinen boyalı noktaları var. Buraya yürürken yol üzerinde bunları bir törenle yapan bir çok rahip (monk) görmüştüm.

Bagmati kenarına getirilmiş bir cenaze

-Kaşların arasındaki bölgenin, ‘komut’ anlamındaki ajna diye bilinen altıncı çakra ve görünmez bilgeliğin merkezi olduğuna inanılır. Tantra inancı meditasyon sırasında omurganın tabanından başa doğru gizli enerjinin yükseldiğine inanır ve Ajna bu etkili enerjinin dışa açılan yeridir. Kaşların arasındaki kırmızı noktanın insan vücudundaki enerjiyi tuttuğu ve konsantrasyonun çeşitli seviyelerini kontrol ettiği söylenir. Ayrıca yaratımın temelindeki merkez nokta da kendisidir ve talih ve iyi şansın sembolüdür.- Tam bir şaşkınlıkla olan biteni izlerken bir grup insanın omuzları üzerinde getirdikleri üstü turuncu birçok çiçekle örtülmüş bir cenaze taşıdıklarını gördüm ve onlara doğru yürüdüm. Peşlerine takılıp bir süre yürüdükten sonra tapınağın yine yabancıların girmediği kapısından içeri girdiler.

Ölü Yakma Töreni

Tapınağın etrafından diğer tarafa Bagmati nehrinin geçtiği yeri bulmak için dolaştım ve küçük bir köprüden karşıya geçtim. Ortalık çok kalabalık olduğu için maymunlarında çokça olduğu yüksek bir tepeye çıktım. Biraz önce yanımdan geçen cenaze taşıyan grup bambulardan yapılmış sedyeye taputlarını nehrin kıyısına ölen kişinin ayakları nehre gelecek şekilde bırakmışlardı. Burada nehirden alınan suyun vucutlarına sürüldüğü bir merasim yaptılar bu yaklaşık yarım saat sürdü. Burada dikkatimi çeken yaklaşık 7,8 tane aile bireylerinden – ki hepsi erkek- beyaz giysili olan aileden en büyük erkek çocuk törenin sahibi olarak Pandit adı verilen Hindu rahibin yönlendirmelerini dinleyerek çeşitli rütüeller yapıyor. Cenaze, sandal yağıyla yağlandıktan sonra saflığın simgesi beyaz renkli bezlere sarılarak bu merdivenlerde bir süre daha bekletiliyor. Ölen kişinin kilosuna göre getirilen odunlar, cesedin hem altına hem de üstüne diziliyor. Daha sonradan bu odunlarında sandal ağacından olduğunu öğreniyorum. Hinduizm de sandal ağacı ve yağı önemli bir yer tutuyor. Yine ana vatanı güney Hindistan olan ayurvedik tıpda da sandal yağının önemli bir yeri var.

Ölü yakma töreninden bir fotoğraf

Om Mani Padme Hum

Neyse tüm bu ritüellerden sonra yine en büyük erkek çocuk olan kişi önderliğinde cenaze tekrardan kaldırılarak asıl yakılacağı yere doğru taşınıyor. Yine beyaz etek benzeri kıyafetiyle rahip burada odunları hazırlarken cenaze yakılacağı platformun etrafında yanlış saymadı isem 7 tur döndürüldükten sonra platformun üzerine bırakılıyor. Kalabalıktan bir amca elinde tuttuğu ilginç enstrümanı üfleyerek borazan tarzı bir ses çıkarıyor ve rahip, tören sahibi vatandaşın elinde tuttuğu odunu ateşliyor. Amca ve etrafında ki 7,8 kişi bu defa yanan ateş ile yine yanlış saymadı isem ölünün etrafında 7 tur dönüyor ve bu yanan ateş tamda ölünün yüzüne bırakılıyor. Bir anda üşüdüğümü hissediyorum, içim çok garip oluyor.

Yağmur Gözlerim

Dinmiş olan olan yağmur yeniden çiselemeye başlıyor. Bulunduğum yer törenin 3, 4 metre yakını ve köprünün üstü olduğundan olayları çok yakından ve ayrıntılı olarak gözlemleyebiyorum. Bu işlemden sonra cenaze yakını amcalar platformun biraz gerisinde kalabalığın içinde tapınağın merdivenlerinde bir yere oturuyorlar. Rahip amca ateşi harlamak için ilk önce saman tarzı birçok otla ölünün üstünü tamamen kapatıyor ve bu sırada turuncu çiçekleride toparlayarak üzerinden atıyor. Rahip daha sonra pala tarzı büyük bir aletle odunları daha da küçülterek ölünün üzerine koymaya devam ediyor. Bu arada yağmurda iyice şiddetleniyor, yağmurluğumu giyip olan biteni izlerken sanki karnımda koca bir ağırlık var gibi bir his kaplıyor beni.

Ateş bir yandan artarken bir yandan yağmur ile dinginleniyor ve bembeyaz bir duman etrafı sarmaya başlıyor. Hemen yanıma herkesi iterek rengarenk sari’si ile orta yaşlı bir teyze geliyor yanında iki çocukla. Şarkıya benzer birşeyler mırıldanıyor sanırım bir dua okuyor ama melodisi beni çok etkiliyor. Bir ara yüz yüze geliyoruz yüzündeki kırışıklar o kadar derin ki söylediği o melodi ile bir an beni korkutuyor, yada ürperiyor demek daha doğru. Tüm bunlar olurken yükselen dumanla birlikte etrafı saran koku zaten iyice garip olan içimdeki sıkıntıyı gözlerimden dışarı çıkarmaya başlıyor. Hüngür hüngür ağlıyorum 🙁 aklımdan bir çok şey geçiyor, duygularım karmakarışık… Yağmur ile karışınca yüzüm ıpıslak oluyor. Tüm bunlardan sonra içimi kaplayan çok büyük bir dinginlik kaplıyor ve bunu izlemeye daha fazla dayanamayacağım için yavaşca oradan ayrılıyorum. Umarım inandıkları gibi kutsal Ganj onu tekrar dünyaya getirir… Bence zaten tüm evren bir dönüşüm içimde olduğundan ölen herkes bir şekilde bu dünyada kalmaya devam ediyor.

Otele Dönüş

Ben tapınaktan ayrılırken cenazelerini taşıyan yeni bir grup daha geliyordu. Aralarından geçerek çıkışa doğru yürüdüm. Dışarıda bekleyen amcalardan biri taksi deyince “evet” dedim direkt. O anlatılanlar, taksi konusunda dikkatli olmam gerektiğini çokdan unutmuştum. Ne kadar dedim 4$ dedi yani geldiğimden daha ucuza götürecekti ve pazarlık bile etmemiştim. Birlikte parkın olduğu yere kadar yürüdük yolda bir kaç arkadaşı ile şakalaştı ve sonunda taksiye geldik. Yine küçük bir araçtı ama gerçekten çok eskiydi. Kapım içeriden kapanmadığı için o dışarıdan kapattı, hatta arkaya baktığım diğer kapının iple bağlanarak sabitlendiğini gördüm 🙂 Nepallilere içimde inanılmaz bir güven oluştuğundan içimde hiç korku olmadan yola çıktık. Nereli olduğum nerelere gittiğim gibi klasik konuşmadan sonra bana birkaç yer tavsiye etti zaten listemde vardı çoğu bazıları ise biraz uzak olduğu için gitmeyecektim. Yine otele yakın biryerde bıraktı beni. Ertesi gün Pokhara’ya gideceğinden otele gidip uzandım ama gözlerimi kapadığımda hep cenaze törenindeki amcanın yüzüne ateşin bırakıldığı sahne aklıma geliyor ve o koku sanki üzerime sinmiş gibi geliyordu. Bir süre böyle devam edecek ve sonra uyuyacaktım ama gece yine bir ara aynı sahneyi görerek uyanacaktım.

Baba Adam Bishnu

Bu arada Nepal’e gelmeden önce internetten tanışdığım ve yerel rehber Bishnu ile Pashupatinath’a gitmeden önce buluşmuş ve biraz sohbet etmiştik. Pokhara için uçak biletimi ve oradaki yamaç paraşütü biletimi ondan almıştım. Ödemeyi yaptığımda ( uçak için 90, yamaç paraşütü için 80 $) elime ne bir bilet nede bir çıktı verdi 🙂 bu iş bana çok garip geldiysede ona da güveniyordum. Ki bu güven konusunda beni hiç şaşırtmadı ve oda bana güvendi. Şöyle ki Pokhara’dan otobüs ile dönmeye karar verince onu aradım bileti nasıl alacağımı sordum oda ben senin için alırım Kathmandu’ya geldiğinde bir ara verirsin bana diyecekti 🙂

Sabah erkenden kalktım uçağım zaten 7:30’daydı. Önceki gün akşamdan sözleştiğimiz taksici gelmiş ve beni bekliyordu. Yolda muhabbet ederken hiç uçağa binmediğinden, ülkesinden başka ülke görmediğinden, 2si kız 1i erkek olan çocuklarından konuştuk. Fakirlerdi ama çok mutluydular ve sahip oldukları için çok şanslı olduğunu söylüyordu… Aldığımız yeni kıyafetlerden, haftasonu piknik planlarından, arabamızı yenisiyle değiştirmek istediğimizden, iPhone 333 çıkacakmış sonbaharda ön sipariş verdiğimizden, 5 yıldızlı tatil planlarımızı konuşurken ; hayatın ne kadar sıkıcı olduğundan, mutsuz olduğumuz gibi doymak bilmeyen, sürekli tüketen yanımızı düşündüm. Evet sürekli mutsuz olacak bir şeyler arıyoruz ve buluyoruzda. Taksici amcaya inerken fazladan bir kaç kere teşekkür ettim ve tokalaştım. Tam olarak ne yaptığımı yada neden yaptığımı anlamasada ruhlarımız konuştu bence… Birbirimize gülümseyerek ayrıldık.

Pokhara’ya Yolculuk

Beni iç hatlar terminalinin önünde bıraktı. Terminal dediğim bizim küçük şehir otogarlarından bile küçük bir bina. Direk içeri girmeden dışarı kahve satan dayıdan kahve aldım ve hemen girişe oturup biraz insanları izledim. Hem böylelikle nereden girilir, ne tarafa yürünür gibi bilgiler edinecektim. Kahvem bitince içeri girdim. Meydan gibi biryer ve koca bir kalabalık vardı. Bileti aldığım havayolunun adının yazıldığı tabelanın oradaki sıraya bende girdim. Sıra dediysem uçak zaten 19 kişilik olunca kısa bir kuyruk 🙂 bagajlar ayrı insanları ayrı ayrı tartıyorlardı. Sıra bana gelince bagajımı verdim ve yandaki teraziye çıktım ve tarttılar. Kilo almışmıyım diye şaka yapmak istesemde çok hoş görülmeyecekti bu şakam 🙂 daha sonra kalemle yazılmış biniş kartlarımız elimize verildi ve görevli beni takip edin dedi.

Kathmandu Havalimanı İç Hatlar
Simrik Airlines 18 kişilik uçağım 🙂
Terminalin içi

Birlikte aprona çıktık ve eski köy otobüsleri gibi bir otobüse bindik ve uçağımıza doğru yola çıktık. İlk defa pervaneli bir uçağa binecek olduğumdan oldukça heyecanlı idim. Oldukça eski olan ve teker sıralı koltukları olan uçağımıza bindik ve heyecanlı ve kısa süren bir yolculuk ile 25 dakikada Pokhara’ya vardık. Bindiğimiz yerdeki terminal binasının yarısı büyüklüğünde binada bekledik ve traktör bagajları mızı getirdi. Dışarı çıkıp taksi ile otelin olduğu yere doğru yola çıktık. Pokhara ile ilgili ilk gözlemlerim buranın daha çok sahil kenarında bir şehir gibi olduğu idi. Kathmandu memleketin Ispartası ise Pokhara Antalyası gibi 🙂 bunda şehrin pewa gölünün kenarında kurulmuş olmasının etkiside olabilir. otele eşyalarımı bırakır bırakmaz hemen şehri keşfe çıkıyorum. Henüz öğlen olmadığından bu yarım günü Peace Pogada yı ziyaret etmek için ayırmıştım.

Shanti Stupa, World Peace Pogada

Nepal Şarabı

Bisiklet kiralamak için haritada önceden işaretlediğim yeri bulup bisikleti yarım gün için 6$’a kiralıyorum. Burada çeşitli kalitelerde günlük 30 $’a kadar bisiklet bulunabiliyor. Peace pogada tapınağı pewa gölünü yukarıdan gören bir tepede olduğundan düz yolda bir süre ilerledikten sonra bir köprüyle dereden karşıya geçip yokuşu çıkacağım yere geliyorum. Tam burada bir amca ile karşılaşıyoruz, nereli olduğum nere gittiğim gibi şeyler konuştuktan sonra bisikletle zor olur motor kirala diyor, tabiki kararlı olduğumu görünce vazgeçiyor. Sonra sana şarap ikram edeyim içerisin diyor, kabul ediyorum. Plastik bir şişenin dibinde kalmış beyaz renkli içkiden bir bardak içiyorum. Tadı bildiğimiz vodka gibi olunca eee bu vodka diyorum yok şarap diyor. Zaten İngilizcesi çok da iyi olmadığından daha fazla anlaşamıyoruz bende tamam şarap bu deyip onu onaylıyorum. Türkiye’ye döndükten sonra bir yerde okuyacaktım; Nepal’de çok fazla pirinç tarlası olduğundan pirinç şarabı da yapıyorlardı. Benim içtiğim şarabın tadıda o yüzden garip gelmişti 🙂 amcaya teşekkür ettikten sonra çok bozuk olan bir yoldan peace pogada’ya doğru dik bir yokuş çıkmaya başladım.

Shanti Stupa’dan Pewa Gölü Manzarası

Daha sonraki 2 gün boyunca kiraladığım bisikletle sürekli böyle yollardan geçecektim. Tepeye çıktığımda bisikletimi oradaki küçük bir kafeye bıraktım ve merdivenlerden 5, 10 dk lık bir yürüyüşle peace pogada’ya ulaştım. Yer olarak pewa gölünü tepeden gören manzarası oldukça güzel bir yer burası. Pogada da huzurlu bir öğleden sonrası geçirdikten sonra yerel halktan gençlerinden de tavsiyesi üzerine orman yolundan bisikletimle inebileceğimi öğrenince büyük bir mutlulukla daldım ormana. Yer yer peşimi bırakmayan maymun arkadaşların eşliğinde oldukça güzel ve tropik bir ormandan tekrar şehre indim. Pewa gölü boyunca bir sürü hippi ve gezinin arasından tekrar otelime geldim nede olsa yarın sabah yamaç paraşütü için erken saatte almaya geleceklerdi. Akşam şehirde canlı rock müzik yapan mekanlardan birisine giderek çok sevdiğim Gorkha biramı içerek yerel rock gruplarının cover şarkılarını dinledim çok geç olmadan da gecelik 10$ ödediğim otelime geri döndüm.

Gorkha

Hayatımın en keyifli ANI

Sabah uyandığımda kısa süreli de olsa Machapuchara‘yı bulutların arasında gördüğümde bu kadar büyük bir dağı böyle heybetiyle görmenin heyecanıyla kahvaltını yaptım. Derken yamaç paraşütü firmasından gelip beni otelden aldılar ve ofislerine geçtik burada benim gibi yamaç paraşütü yapmak isteyen 4kişi ile beklerken pilotlarımızda geldiler ve yola çıktık. Sarangkot tepesine çıktığımızda ortalama rakım 1200m civarındaydı burada yapılan kısa hazırlıktan sonra pilotum Shankar ile havalandık. Uzun süredir yapmak istediğim bu etkinlik sonunda Nepal’de gerçek olmuştu. İlk başlarda biraz korksamda bu kısa sürdü ve hemen alıştım. Biraz yükseldiğimizde pilotum Shankar bize yanaşmakta olan bir akbaba gösterdi ve çeşitli sesler çıkardı bunu duyan heybetli kardeşimiz akbaba dibimize geldiğinde yaklaşık 2 metrelik kanat uzunluğu ile koca bir kuş ile birlikte uçuyorduk. Rüzgarın tüylerini dalgalandırdığımda ki o görüntü sanırım ömrümün sonuna kadar aklımdan hiç çıkmayacak. Arkamızda bulutların arasında arada kendini gösteren Annapurnalar, yanımızda bizle uçan koca bir akbaba ile sanırım aklımı yitirmek üzere idim. O kadar mutluydum ki bir ara düşsem parçamızı bulamazlar bile diye düşünürken bile mutluluk içime sığmıyordu.

Pokhara yamaç paraşütü

Yaklaşık 30, 40 dakikalık bir uçuştan sonra Shankar heyecanı sevip sevmediğimi sordu. Delirdiğimi söyleyince 3 5 pike içinde inmiştik bile 🙂 indiğimde çektiğim selfiye baktığımda hala gözlerimin içi gülen o fotoğraf beni çok mutlu ediyor. Eğer bütçem kısıtlı olmasa idi öğleden sonraki tur ile tekrar atlamayı çok isterdim. Neredeyse taşlardan yürümesi bile zor olan bir yoldan aracımızla tekrar şehir merkezine geldik. Otele yakın bir yerde tanıştığım bakkal amca Vishnu bana çok uygun bir fiyata hemde çok kaliteli bir bisiklet verdi yanında kask ve yama setinide vermişti. Öğleden sonrasını Pewa gölü etrafında keşif turu yaparak geçirip otelime döndüm ve biraz dinlenmek için erkenden uyudum.

Yamaç paraşütü pilotum Shankar ile uçuştan hemen önce
Manzaramız

Pokhara’da bir Türk Bisikletli

Ertesi gün bisiklet ile köy yollarından Sarangkot tepesine tekrar çıkacaktım. Bisiklet için oldukça dik ve zorlu bu yollarda okula giden çocuklarla karşılaşak ve neredeyse öğlene kadar köylerden çıkamayacaktım. Bisikleti gören her çocuk bisiklet binmek istiyor bense onları kıramıyodum. Onlar okula, bense zirveye çıkmaya geç kalıyordum ama onlara dokunmak, gözlerindeki o mutluğu görmek beni bambaşka yerlere götürüyordu. Bisiklete binemeyecek kadar küçük olanlarla yarı İngilizce yarı tarzanca muhabbetin sonu gelmiyor onlara yanımda getirdiğim çikolata ve şekerler den verdikçe hem onlar çok mutlu oluyor hemde benim içim huzur doluyor. Tüm bu güzel zamanlar ve anılardan sonra onlar okullarına bense yoluma sonunda devam ediyordum. Geçtiğim küçük köylerdeki hayvancılık yapan köylülerle selamlaşıyor, kısa muhabbetler ediyor ve yavaş yavaş zirveye çıkıyordum. Tepeye vardığımda oldukça zorlu bir yolu geride bırakmıştım ama buna değmişti; bir yanda Pewa gölünün müthiş manzarası bir yanda ise Annapurna’ların arada bir de olsa bulutların arasından kendisini gösteren manzarası…  Bulduğum bir marketten Gorkha’mı alıyor ve manzarada gün batımının tadını çıkarıyorum.

Sarangkot yolları

Bisikletle dağ köyleri turu

Bugün Pokhara’da son günüm ve ben yine kiraladığım bisikletimle Begnas gölüne gideceğim. Daha sonra dağ yollarından bu bölgede yer alan bazı küçük köyleri ziyaret ederek şehirden tamamen uzak bu köylerde insanların yaşam tarzlarını gözlemleyeceğim.  Sabah erken saatlerde kahvaltımı yapıp yola çıktığımda sabah trafiğinin keşkemekeşliğinde şehrin dışına çıkmaya çalışıyordum. Otobüsler, minibüsler, birsürü taksi ve motosikletlerden oluşan büyük bir kalabalığa karışarak, trafiğin soldan da akmasından kaynaklanan zorluklar ve bir toz bulutu içinde şehirden çıkmayı başardım.

Pewa Gölü

Begnas gölüne geldiğimde yağmur bastırmıştı ve gölün kıyısında bulunan rengarenk kayıklar çok güzel manzaralar oluşturuyordu. Bir süre fotoğraf çekip, gölün keyfini çıkardıktan sonra bugün ki asıl zorlu yolculuğun olacağı dağ köylerine doğru oldukça bozuk yollardan bisikletimle tırmanmaya başladım. Yüksekdikçe ormanın aralıklı bölgelerinden gördüğüm göl manzarası da güzelleşmeye devam ediyordu. Bir süre sonra artık tamamen şehirden, gürültüden uzaklaşmıştım. Yol boyunca neredeyse hiç insan görmeden yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra köyde bir amcam beni durdurdu ve nereye gittiğimi sordu 🙂  Pewa gölü tarafına gideceğimi söylediğimde tamamen yanlış geldiğimi bu yolun yukarıdaki küçük dağ köylerine gittiğini söylediyse de yolumun doğru olduğunu bu köyleri görmek istediğimi söyledim. “Buraya hiç turist gelmez ki” dedi, bende zaten turist olmadığımı onları ziyarete geldiğimi söyledim.

Begnas Gölü

Köydeki okuldan, nasıl geçindiklerinden, kaç yaşında olduğundan gibi çeşitli konularda muhabbet ettik. Köy çok dağlık olduğundan daha çok küçük baş hayvanları vardı ve mısır ve pirinç ekiyorlardı. Çok fakir olsalarda gördüğüm herkes hayatından oldukça memnun gözüküyordu. Okula giden küçük çocuklar ise yine sırayla bisikletime biniyorlar, daha küçükleri ise getirdiğim şeker ve çikolatalarda ilgileniyorlardı. Yaklaşık yarım saat boyunca kalabalıkta bisiklet binmeyi bilen herkes sırayla bisikletime bindiler. Bu durumun beni inanılmaz mutlu ettiğini söyleyebilirim. Mutluluğun paylaştıkça arttığının bir kanıtıydı bu.

Dağ köyü, pirinç ve mısır tarlaları

Bugün akşama kadar aralıklarla yağmaya devam eden yağmurun altında bu dağlardaki çeşitli köyleri ziyaret ederek tekrar Pokhara şehir merkezine doğru dönüş yoluna geçtim. Bozuk yollar tamamen ıslanmış ve artık bir balçığa dönmüştü. Bir çok defa çamurdan artık gitmeyen tekerlerimi temizleyerek yola devam ettim.  Gün boyu içime öyle bir mutluluk ve huzur dolduki yolların yada yağmurun durumu değiştirmesi bir yana dursun artmasına bile sebep oldu diyebilirim.

Yolumun güzelliği
Okula giden canım kardeşlerim
Bisiklet binmiş mutlu öğrenci kardeşlerim
Kravatı kendinden büyük beni benden alan güzel kız
Göl kenarında otlayan Manda 🙂

Otele vardığımda bisikleti böyle teslim edemeyeceğim için yıkamak istedim. Son 3 gündür kaldığım otel olan New United otelin sahibi olan Sujan amcadan izin alarak bahçede bisikleti yıkadım ve temiz bir şekilde bakkal amca Vishnu’ya teslim ettim. Ertese sabah ayrılacağımı söyleyince kendisi ve eşi benimle vedalaştılar tekrardan gelmem konusunda sözleştikten sonra yanlarından ayrıldım. Akşam yemeğini yiyip otele geri döndüğümde otelin parasını henüz vermediğimi hatırladım 🙂 Sujan amca sabahtan ayrılacağımı bildiği halde hiç ödemeyi ne zaman yapacağımı sormamıştı bile. Otelin bir bölüm evleri olduğu için kapıları çaldım ve ödemeyi yapmak istediğimi söyledim, haaa evet ödemeyi almadık demi diyerek güldü. Genel olarak Nepal halkının bu hali beni kendilerine ayrıca hayran bıraktı.

Pewa Gölü
Pewa Gölü

Pokhara’ya Veda

Sabah erkenden kalkıp otelime 3 4 km uzakta olan otobüs durağında gitmek için taksi buldum ve taksici otogar burası diye beni bıraktığı yeri görünce bir yanlışlık olduğunu düşündüm. Çünkü kocam bir toprak alan geceden yağan yapmurdan dolayı çamur ve su birikintileri ile dolmuştu. Yani öyle pek de otogar’a benzeyen bir yere benzemiyordu. Neyse ki Tata marka hastası olduğum otobüsleri görünce rahatladım 🙂 Bishnu ile dönüşten önce görüşüp bana otobüs bileti almasını istemiştim. Bana söylediği otobüs firmasının adını görünce yaklaştım ve gençten bir kardeşim nereye gideceğimi sordu. Kathmandu’ya bilet aldığımı söyledim ve Bishnu’nun küçük acentesinin adını söyleyince adımın elindeki a4 kağıdındaki listede olduğunu söyledi 🙂 ve bana oturacağım koltuğu gösterdi.

Bu yolculuğu planlarken kesinlikle teyyare’ye binmek istiyordum ama dönüşümü de mutlaka o otobüsle yapmak istiyordum. 30 35 dk teyyare yolculuğu ile gittiğim yaklaşık 200 km’lik yolu otobüs ile toplam 7, 8 saatte gidecektim 🙂 Bu otobüs yolculuğu ise iyi ki otobüsle dönmüşüm diyeceğim maceralar yaşatacaktı bana. Otobüsün kendisi başlı başına bir macera idi, ama yolda yaşananlar ise başka bir macera. Modern yaşam diye tanımladığımız bu saçma hayat, lüks diye gördüğümüz tüm abartılı ama aslında ait olmadığımız yaşam hepsi ama hepsi bu yolculukta beni tekrar ve tekrar düşünmeye itti. Bu yola çıkmadan önce kafamda olan dünya görüşü artık bambaşka bir hal almıştı ve herşey o kadar güzeldi ki… Tüm gariplikleri, doğallığı, yoruculuğuna rağmen geçen 8 saatin sonunda otobüs bizi Thamal’e yakın bir yerde indirdi. Otele geçtikten sonra hemen duş alıp uzandım. Kaldığım otelin küçük odasına girdiğimde küçük kitaplığında iki kitap vardı ve bunlardan biriside Elif Şafak‘ın Bastard of İstanbul idi. Nedendir bilinmez ama sanki Türkçe konuşmadan geçen 8 günün ardından bana bir Merhaba der gibi geldi.

Elif Şafak

Sabah 4 de kalktım. Önceki gün sözleştiğim taksici otelin önüne çekmiş ve araçta uyuyordu. Ama otelin demir kapısı kitli olduğundan çıkamadım. Resepsiyonist ise bir çekyat’da sızmışdı, uzun aramalarım sonucu kendisini bulup uyandırdım. Taksimin geldiğini ve çıkış yapmak istediğimi söylediğimde boynuma daha sonra havalimanında bir çok turist’inde boynunda gördüğümde şal tarzı birşey bağladı. Bu bu insanların misafirlerini uğurlarken onlara verdiği bir armağanmış ve bir gelenek olarak ülkelerinden ayrılan herkesin boynuna bağlıyorlardı. Kendisine teşekkür ettikten sonra kapıda bekleyen taksim ile havalimanına geçtim, havalimanı ülkelerine dönemek için kuyruğa girmiş bir çok gezgin ve dağcı insan kalabalığı ile dolu idi. Buradan ayrılırken içimi kaplayan o garip duydu iyiden iyiye kendini göstermişti. Sanki uzun süredir yaşadığım ve çok alıştığım bir yere veda ediyormuşum gibi hissetmiştim.

Buradan ayrılırken biliyordum ki artık hayatımda ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Deneyimlediğim hayat, macera artık beni bambaşka birisi yapmıştı…

Yorumlar

2 Yorumlar
  1. yazar
    Çağrı Karpuz
    Tem 27, 2018 Reply

    Tebrik ediyorum.
    Okurken sanki bende gidip gezmiş gibi oldum Cevat.

    • yazar
      yonetici
      Tem 27, 2018 Reply

      Eyvallah kardeşim, ne mutlu bana ozaman 🙂

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Yazar
CEVAT YIGIT
Join to Instagram